benlysta side effects

Business Name

ENGLISH

2003 – Çamur (98’)

Kategori : Filmleri | Geri Dön

 

KÜNYE

Yazar • Yönetmen :

Derviş Zaim

Oyuncular :
Mustafa Uğurlu (Ali) • Yelda Reynaud (Ayşe) • Taner Birsel (Temel) • Bülent Emin Yarar (Halil)
Tomris İncer (Oya) • Arslan Kacar (Mafya elemanı) • Ümit Çırak (Mahir) • Nadi Güler (Çavuş)
Serhan Ernak (Er) • Erdinç Olgaçlı (Komutan) • Muhammed Cangören (Mafya) • Yüksel Arıcı (Mafya)
Atilla Ulaş (Mafya) • Misafir Oyuncular Engin Alkan (Doktor) • Murat Garipağaoğlu (Heykel getiren adam)

Yapımcı :

Marco Müller • Derviş Zaim

Ortak Yapımcı :

Panicos Chrysanthou • Samir

Uygulayıcı Yapımcı :

Sadık Deveci• Lucy Wood

Görüntü Yönetmeni :

Feza Çaldıran

Montaj :

Francesca Calvelli

Müzik :

Michael Galasso • Koulis Theodorou

Ses :

Nuh Mete

Ses Montaj :

Emmanuella Di Giunta

Sanat Yönetimi :

Adnan Öngün

Yönetmen yardımcısı :

Arslan Kacar

Ses miksajı :

Roberto Cappannelli

WEB Sitesi www.fabrica.it/camur

Sinopsis

Ali, Kıbrıs’taki askerliğinin son haftalarında gizemli bir hastalığa yakalandığı için konuşamamaktadır. Hastalığına iyi gelir düşüncesi ile şifalı bir çamur birikintisinden medet ummaya başlar. Çamur gerçekten de Ali’nin hastalığı üzerinde olumlu etkide bulunur. Ali zamanla çamura karşı tutku geliştirmeye başlar. Sonunda çamura gizlenmiş eski çağlardan kalma bir bereket tanrıçası figürü bulur. Ama Ali’nin bu keşfi hem kendi hem de yakınları için felaketler getirecektir.

 

Derviş Zaim ile Söyleşi:

Trajedi ile komedi arasındaki ince sınır:

Bana kara mizah unsuru kullanma imkanı veren karakterlerle senaryo oluşturmayı seviyorum. Genel olarak az ya da çok mizahi bir durum içine gömülmüş trajik karakterleri anlatmaktan hoşlandığımı belirtmeliyim. Karakterlerim arasında aynı özelliklere sahip olanlar fazladır: Acı çeken ama bunu da gururundan kişiliğinden ödün vermeden yaşayan yalnız, çaresiz insanlardır bunlar çoğunlukla. Ancak bu insanlar kendilerine verili sınırları aşmaktan da geri durmazlar. Ben bu karakterleri kullanarak dramatik çatışma yaratırken trajedi ile komedi arasındaki bölgede dolaşmayı da yeğliyorum. Komedi unsuru sayesinde trajik olayları da hafif bir tonla seyirciye ulaştırma imkanım olabildiğini düşünüyorum.

Çeştli kültürlerin unsurlarını birarada kullanmaya çalışmak:

Birbirinden farklı özellikler taşıyan farklı kültürlere dair farklı özellikleri bir arada kullanmayı tercih ettiğim bir gerçektir. Çamur filminde Doğu Akdeniz’in farklı kültür ögelerini bir araya getirmeye çalıştım. Dramatik ağırlık sırasına göre Kibele (ya da ana tanrıça kültürü), heykel ya da sperm enstalasyonları, ezan ve çan sesleri… bu saydığım unsurlara örnek olarak gösterilebilir. Farklı kültürlerin farklı unsurlarını filmdeki karakterlerde, çevrede, dramatik çatışmada..vs bir araya getirmenin filme ayrı bir sinerji kattığını düşünüyorum. Meraklı seyirci Tabutta Rövaşata’da Osmanlı kalesine İran’dan getirilerek yerleştirilen tavus kuşlarını hatırlayacaktır. Ya da Filler ve Çimen’de ‘Havva’ adlı ‘maratoncu’ kızın bir ‘ebru’ atölyesinde çalıştığı hususu da konuya bir önceki filmimden bir başka örnek olarak belirtilebilir.

Çamur filminin oluşmasına etki eden kaynaklar

Kıbrıs’ı bilen bir insan olarak adayla ilgili bir film yapmayı uzun zamandan beri düşlüyordum. Problemin Kıbrıs’ta yaşayanlar için bilinçli ya da bilinçsiz sosyal bir travma oluşturduğunu düşünüyorum. Filmde geçen hastalık motiflerini mevcudiyetini düşündüğüm bu ‘travma’ nedeniyle seçmiş olma ihtimalim var. Bütün karakterlerin iyileşmek ve sağlıkla ilgili takıntıları var filmde. Ali konuşmayı başarmak ister, Temel kafasındakileri dışarıya boşaltmak ister, Ayşe genetik kodunu devam ettirmek ve çocuk sahibi olmak ister. Hastalığı bir metafor olarak seçerek bireyle toplum, bireyle tarih, bireyle mitler hususunda düşüncelerimi tartışmak istediğimi söylersem hata yapmamış olacağımı düşünüyorum. İkinci olarak senaryoyu oluştururken benim dram sanatına ve hikaye anlatmaya dair belli tercihlerimin filmin bu şekilde oluşmasına katkıda bulunduğunu da belirteyim: Yukarıda nasıl karakterlerden hoşlandığımı ve öykü anlatırken kara mizah ile ironiyi yeğleyebileceğimi belirtmiştim. Buna ek olarak şunun da altını çizeyim: Farklı anlatım tarzlarını aynı yapı içinde kullanmanın kimi filmlere güç katabileceğini düşünüyorum Çamur böyle bir film. Çamur’da sürrealizmden, sembolizmden ve gerçekçi bir anlatımdan izler bulmanız mümkündür. Senaryoyu yazarken böylesi bir tavrın; filmin konu edindiği ‘gerçeğin’, daha kuşbakışı, sıkıştırılmış, dramatize edilmiş, sosyal arka planı daha kolay anlaşılabilir bir biçimde seyirciye ulaştırılmasını sağlayabileceğini düşünmüştüm. Meraklısı için belirteyim: Filmin yoğrulmasında payı olan bana ait küçük anekdotlar da şunlar: Çamur motifini Gökçeada’ya yaptığım bir ziyarette plajda üstü başı çamurlu üç kişi gördükten sonra düşünmeye başladım. Antik tapınağın kökeninde Bergama Asklepion’daki Sağlık tapınağına yaptığım bir ziyaret yatmaktadır. Ben de filmdeki karakterler gibi 1974 yılında terk ettiğim Limasol’daki evimi 26 yıl boyunca görmedim.

Güç Tutkusu

Açgözlülük ve para hırsının güç tutkusunun iki önemli bileşeni olduğunu düşünüyorum. Çamurda bu iki hırsın rüzgarına kapılanlar hem kendileri hem de etrafındakiler için felaketlere yol açıyorlar. Halil (Bülent Emin Yarar) bu yüzden Kibele heykelini satmaya kalkışır ve herkesin öldürülmesine yol açar. Güç için birçok şeyi göze alan karakterlerin sonunda kendilerini şeytani kötülüğe teslim edebilme ihtimallerinin ötekilere nazaran daha yüksek olduğunu düşünüyorum. Çamurda her karakterin güç tutkusuna karşı bir zaafı var ama bu zaafın nasıl ve nereye gideceği o karakterin ahlaki inancı ile doğru orantılı olarak ortaya çıkabiliyor. Ali (Mustafa Uğurlu) iyileşmek için Çamurdan medet umar, sonunda çamura karşı duyduğu hırs yüzünden kendini riske atarak çitleri değiştirir. Yine çamur tutkusu yüzünde kızkardeşi Ayşe’nin düşük yapmasına yol açar; Temelin (Taner Birsel) geçmişte yaşadığı bazı kötü deneyimler nedeni ile çamurlu bölgeye yaklaşamamak gibi bir zayıflığı vardır. Güç kazanmak ve cesetleri gömdüğü çamurlu bölgeyi ziyaret etmek ister ama bu şans ona ancak mafyanın devreye girmesi ile ironik bir biçimde tanınacaktır. Ayşe (Yelda Reynaud) kardeşi Ali ile birlikte bir katliamdan sağ kurtulmuş ama ailesinin bütün öteki bireylerini kaybetmiştir. Ayşe soyunun genetik kodunu devam ettirebilmek amacı ile riskli bir işe kalkışır, bir başka kadının yumurtalıkları ile kendi kardeşinin spermlerini dölletir, embriyoyu kendi karnına yerleştirir.

Çamur

Sanırım ‘çamur’, hem iyilik hem de kötülükleri yayma yeteneği ile donatılmış bir yer. Çamur bazen iyileştirebiliyor, bazen de insanın başına kötülükler getirebiliyor. Çamurun insana ne zaman hangi etkide bulunacağı ise o insanın çamura karşı ilişkisi ile doğru orantılı olarak beliriyor. Ya da şans faktörü bu muhtemel etki üzerinde rol oynuyor. Söylemek istediğim bir başka nokta da yaptığım filmin çamur motifini metafizik bir fenomen haline getirmeye çalışmadığı noktasında yer alacak. Ali filmin sonunda Çamurdan medet umduğu zamanlarda gidip gömdüğü baş kalıbını çamurdan çıkarır, çamura gömülü bacağını da kırar. İnsanın yaşadığı süreçlere müdahale edebilme yeteneği ile donatıldığı inancı filmimde mevcuttur.

Ali’nin ve Ötekilerin Hastalığı

Ali’nin konuşamama durumunun yaratılmasına etken olan esinlenmenin nereden kaynaklanabileceği bana sorulduğu zaman, Kıbrıslı Türklerin uzun yalıtılmışlık tarihi ile orada mevcudiyetini düşündüğüm travmanın bu esinlenme ile bağlantılı olabileceğini ileri sürmem sanırım hata olmayacaktır. Alinin hastalık nedeni belli değildir, doktorlar hep farklı teşhis ve tedavi önerirler. Alinin gizemli hastalığı sayesinde derdini anlatamayan bir karakterin kendisi ile, toplumla ve tarihle arasındaki ilişkileri irdelemeye çalıştım. (Hatta belki de mitlerle! Ali koğuşta vampirlerin konu edinildiği resimli romanlar okur. Bütün doktorlar ona güneşe çıkmaması gerektiğini söyler, kendisi de gerçekten karanlık kuyularda boğazına çamur sürmektedir. Dahası Ali antik tapınağın kendisini iyileştireceğini sanır ve kalıbını çamura gömmek ister). İyileştirici olduğu söylenen çamurun uğruna her şeyi yapabilen ama aynı nedenle başı dertten kurtulamayan Ali konuşabilmek için çit değiştirmek dahil her şeyi yapar. Yaptıkları yüzünden cezalandırılır, sınıra nöbete verilir. Ali ancak sınırdaki nöbet esnasında başına daha büyük felaket gelince, (bacağından vurulunca) konuşmaya başlar.
Öteki karakterler de kendi hastalıkları ile olan ilişkileri çerçevesinde başkaları ile iletişim kurma motivasyonlarının altını çizen işleri sürdürürler. Temel atık su arıtma tesisindeki toplantılarında çeşitli insanları savaş deneyimleri hususunda konuşturmak ister, oysa kendisi çok arzu etmesine rağmen bunu gerçekleştirememektedir, yine Temel korku ya da başka nedenler yüzünden çamurlu bölgeye gidememektedir. Temel barış girişimleri için enstalasyonlarda kullandığı heykelleri işte tam da bu örtme isteği nedeni ile denize atar. Heykelleri denizden çıkarması ise çamura Ayşe’yi kurtarmak için gitmesinden sonra olur. Ondan sonra da atık su arıtma tesisinde ilk kez geçmişle ilgili bir şeyleri seyirciye aktarır. Bunlar sürrealizm, sembolizm, gerçekçilik ve ironinin filmimde beraber kullanıldığını gösteren örnekler. Filmin Alinin konuşamama durumu nedeni ile örtük biçimde söylediği bir başka şey daha vardır. O da insanlar arasında iletişimin karmaşık olabileceği hususudur ki film burada basit bir model önermemektedir.

Paradoksal İletişim

Çamur izleyiciyi iletişimin kolay olabileceği hususundaki yavan görüşe karşı uyanık tutmak amacını da taşır. Bu tavır en berrak biçimde rol değiştirme deneyiminin konu edinildiği atık su arıtma tesisinde geçen toplantıda su yüzüne çıkar. Atık su arıtma tesisindeki barış girişimleri çerçevesinde iki toplum arasındaki empatiyi artırabilme amacı ile work shoplar düzenlenmektedir. Bu sahnede Aliden kendisini Türkler tarafından şiddet uygulanmış bir Rum’un yerine koyması ve onun ağzından konuşması istenir. Ancak Ali geçmişte Rumların düzenlediği bir katliamdan şans eseri kurtulmuştur. Yine de Ali toplantıda bulunan seyircilerin huzurunda kendini bir Rum’un yerine koyar ve konuşmaya başlar, ama anlattıkları hayal ürünü şeyler değildir. Ali aslında kendisini Temelin yerine koyarak Temel’in geçmişte yaptığı olayları ve öldürme eylemlerini anlatmaktadır. Toplantıda bulunan Temel Alinin anlattıklarını bir süre dinler. Sözü alarak başından geçenleri kendi ağzından odadaki dinleyicilere aktarmaya başlar.

Olağanüstü barış girişimleri

Bildiğim kadarı ile Kıbrıs’ta barışın gerçekleşmesi için çalışan insanlar yaptıkları işin ciddiyetinin farkında olan ve bunu gereğince yapmak için olabildiğince çalışan saygın insanlar. Benim ve yaptığım filmin bu tip girişimlere ve insanlara karşı tavrının saygı ilişkisi içinde belirdiğini belirteyim. Çamur adlı filmde konu edinilen kimi barış girişimleri ise gerçekte olup bitenlerin birebir yansıması değil. Çünkü bu film bir belgesel yapıt değil, kurmaca bir yapıt. Her kurmaca yapıtta gözlemlenmesi doğal karşılanacak ‘hayatta olması muhtemel olaylar dizisi’ burada da bulunuyor. Dahası filmin sürrealizm, sembolizm ve gerçekçiliği daha yetkin bir sosyal, ruhsal ve fiziksel Kıbrıs portresi kurmak için bir arada kullandığından daha önce de söz etmiştik. Filmde barış girişimi için heykel ve sperm enstalasyonlarının kullanılması bu mantık bakımından değerlendirilmelidir. Heykel enstalasyonlarının verimsiz kalması ve başka bir enstalasyon gereksinimi neticesinde sperm enstalasyonlarının ortaya çıkması bana dramatizasyon, karakterizasyon, ironi ve mizah sağlamıştır. Bu da bütün o korkunç olayların daha da yumuşak bir biçimde anlatılmasını sağlamak gibi olumlu bir amaca hizmet etmiştir.

Bereket Tanrıçası (Kibele)

Kibele heykelciğinin de çamur motifi gibi filmde paralel biçimde kullanıldığı yerler söz konusudur. Kibele heykeli de çamur motifi gibi ona yaklaşan insanların ahlaki tavrına bağlı olarak olumlu ya da olumsuz etkiler gösterebilmektedir. Ali antik Kibele heykelciğini bulur ve şans getirmesi için Kızkardeşi Ayşe’ye vermek ister. Ama kızkardeşine götürmesi için Kibele’yi verdiği Halil para hırsı ile doludur. Kibele’yi satmak ister. Kibele’yi satmaya çalışınca da Ayşe hariç herkesin öldürülmesine neden olur.

Suni Döllenme

Suni döllenme motifini insanın en olumsuz, en umutsuz koşullarda dahi kendisine verili koşulları değiştirebilme yeteneğine sahip olması gerçeğinin altını çizmek için kullandım. Ayşe ailesindeki herkesi ve Ali’yi kaybedince riskli ve gizli bir işe kalkışır. Çünkü mafyanın işe bulaşması sonucunda kendisi de yumurtalıklarından zarar görmüştür. Ayşe Alinin spermlerini bir başka kadının yumurtalıkları ile dölletir ve embriyoyu kullanarak çocuk sahibi olur.

Ayşe’yi (Kadını) filmin tek hayatta Kalan Karakteri haline getirmek

Ayşe filmin sonunda soyunun tek bireyi olarak hayatta kalınca onun suni döllenme kullanmasının gerisinde yatan motivasyonları daha net biçimde vurgulama şansına sahip oldum. İkinci olarak filmin sonunda kadın karaktere daha fazla dramatik hacim ayırma isteğim bu konuda etken oldu. Dişil ögeyi bir motif olarak tekrarlama tavrım esasında filmin bir çok yerinde gözlenebilecek bir olgudur. Kibele mitine yer verilmesi; yeniden doğuş temasının baskın bir biçimde kullanılması, çocuk sahibi olma isteğinin sık sık ortaya çıkan bir motif olması bu hususa örnek gösterilebilir. Dişil öğeye önem verme nedenim hangi amaçtan kaynaklanıyor? Bir genelleme yapmak gerekirse Savaşların çoğunlukla erkekler tarafından yapıldığını gözlemliyoruz. Filmin sonunda tek hayatta kalan karakteri kadın karakter yapmak ve onu çok cüretkar bir biçimde suni döllenme yolu ile çocuk sahibi olmasını sağlamak bir noktanın altını daha iyi çizmemi sağlayabilirdi diye düşünüyorum. Yeni bir başlangıç ve perspektif gerekliliği.

Film Çekildiği mekanlar

Film İstanbul, Gökçeada, Konya Tuz Gölü ve Kıbrıs’ta çekildi. Filmin çoğunlukla Kıbrıs dışında çekilmesinin gerisinde yatan neden öncelikle ekonomik nedenler. İkinci olarak da şunu ileri sürmek mümkün: Bu filmin senaryosunun kimi yerlerde gerektirdiği sembolik ve sürrealist tonu yakalayabilme amacı doğrultusunda kimi sahneleri ada dışındaki başka mekanlarda (ki bunlar Konya Tuz Gölü gibi adanın dokusu ile çok yakın bağı olmayan mekanlar da olabilirdi) çekmenin sakıncasının bulunmayacağı kanısından doğmaktaydı. Aksine böylesi mekanlara yer ayırmanın bizi artistik bakımdan güçlendireceğini tasarlıyorduk. Böylelikle mekanların ta kendisinin de bir karakter gibi filmde yer almasını sağlayabileceğimizi düşünüyorduk.